Çağdaş Zihin Felsefesinde Yeni Bir Ufuk: Bedenlenmiş Biliş Kuramı
Vehbi Metin Demir, Seda Surgun
Felsefe Dünyası July 15, 2026 DOI: 10.58634/felsefedunyasi.1788365 (opens in new tab) via OpenAlex
Summary
AI-generated from the abstractThis article evaluates embodied cognition theory, which has gained prominence in philosophy of mind since the 1990s. It aims to overcome the traditional mind-body dualism by viewing consciousness not merely as a brain-centered process but as a holistic interaction of body, environment, and actions. The article first highlights the Cartesian roots of classical philosophy of mind, which positions the mind as an abstract, body-independent subject. It then discusses the primordial connection between body and consciousness through phenomenology, especially Merleau-Ponty's philosophy of perception.
Study at a glance
| Characteristics | Theoretical or philosophical paper Peer reviewed |
|---|---|
| Keywords | Scale ratio Humanities |
| Key finding | Argues that cognition is not merely a brain-centered phenomenon but a dynamic process continuously constructed together with the body's sensory, motor, and environmental contexts, and that the future of contemporary philosophy of mind is turning toward a more holistic horizon with embodied consciousness. |
Abstract
Bu makale çağdaş zihin felsefesi alanında özellikle 90’lı yıllardan sonra alternatif bir önem kazanmış olan bedenlenmiş biliş (embodied cognition) kuramını değerlendirmektedir. Geleneksel zihin-beden ikiliğini aşmayı amaçlayan bu yaklaşım, bilinci yalnızca beyin merkezli bir süreç olarak değil, bedenin, çevrenin ve eylemlerin bütünsel bir etkileşimi olarak görür. Makalede öncelikle klasik zihin felsefesinin Kartezyen kökleri ve zihni soyut, bedenden bağımsız bir özne olarak konumlandıran anlayışa dikkat çekilmektedir. Ardından, fenomenoloji ve özellikle Merleau- Ponty’nin algı felsefesi çerçevesinde bedenin bilinçle kurduğu asli bağ tartışılmaktadır. Makalenin devamında bedenin bilinç-öncesi tecrübenin kuruluşundaki önemine dikkat çekilmiştir. Beden pozisyonu, mekânsal algı, propriosepsiyon hissi ve beden şeması kavramları aracılığıyla bedenin tecrübenin oluşumundaki önemi incelenmiştir. Bedenlenmiş semantik bölümünde soyut kavramlar, matematiksel düşünce ve mantık için de bedenin kurucu rolü olduğu gösterilmiştir. Bedenlenmiş biliş kuramı, bilişin yalnızca beyinde lokalize edilmiş bir olgu olmadığı; bedenin duyusal, motor ve çevresel bağlamlarıyla birlikte sürekli olarak inşa edilen dinamik bir süreç olduğu iddia etmektedir. Bedenin biliş süreçlerindeki merkezi rolünün kabulü, yapay zekâ araştırmalarından pedagoji ve psikolojiye, etik tartışmalardan toplumsal cinsiyet çalışmalarına kadar geniş bir alanda yeni imkânlar açmaktadır. Makale, çağdaş zihin felsefesinin geleceğinin bedenlenmiş bilinç perspektifiyle daha bütüncül ve çok boyutlu bir ufka yöneldiğini öne sürmektedir.